Kadının binlerce yıla dayanan sömürüsü ve ezilmişlik gerçeği günümüz emperyalist dünyasında da yakıcı bir şekilde varlığını devam ettirmektedir.
İkinci cins olarak kadın taciz, tecavüz, dayak gibi cinsel ve fiziksel şiddet başta olmak üzere ekonomik ve psikolojik şiddete de maruz kalarak yaşamakta, halen eşit işe eşit ücret alamamakta, eğitimde, politikada, sağlıkta…
cinsiyet ayrımcı politikalarla karşılaşmaktadır. En önemlisi de varlığı sömürüye dayalı olan emperyalist kapitalist bu sistemde emeğimiz gibi bedenimizde birer meta olarak en üst seviyede sömürülmektedir. Eşitlik ve özgürlüğümüz ise yine bu sistemin çıkarları doğrultusunda sınırlandırılmaktadır.
Ekonomik krizlerle artan işsizlik,yoksulluk ve savaşlar en çok kadını etkilemekte ve zaten zor olan yaşam koşullarımız daha da ağırlaşmaktadır. Kadının ezilmişlik gerçeğinin kaynağı olan erkek egemen sistemin günümüzde varlığının devamını sağlayan kapitalizmle mücadele olmaksızın, kadının özgürlük mücadelesini bir adım ileri taşımak imkansızdır.
İşte 15 ocak 1919’da Karl Liebknecht ile katledilen Rosa Lüxemburg bu gerçeği kavrayan, mücadele tarihimizin önemli örneklerinden biridir. O, kadının kurtuluşunun tüm ezilenlerin kurtuluşundan ayrı olamayacağı gerçeğinden hareketle ömrünü işçi sınıfı ve emekçilerin davasına adamaktan bir an bile vazgeçmeyerek mücadelesini sürdürmüştür.
Rosa Lüxemburg ve Karl Liebknecht’in katledildiği 15 ocak 1919’dan günümüze, kadınların ve parçası olduğu toplumun sorunları giderek daha da derinleşmiş ve dünya büyük felaketlere sürüklenmektedir.
İnsanlık dün olduğu gibi bugünde Rosa’lara ihtiyaç duymaktadır. Bu bilinçle gün, kadının ve toplumun eşitlik ve özgürlük mücadelesinde Rosa’ların bilincini, inancını, kararlılığını kuşanarak kurtuluşa giden yolda ilerleme günüdür.
Vardık Varız Var Olacağız! Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz Yaşasın Kadınların Kurtuluşu 6 ocak 2010 AVRUPA DEMOKRATIK KADIN HAREKETI